· ·

Resim » Önemli Türk Ressamlar

Yükleniyor...

Önemli Türk Ressamlar

AYHAN ÇAM

1949 yılında Malatya Hekimhan'da doğdu. Eskişehir Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu olan sanatçı,
özel sektörden emekli olduktan sonra,2003 yılında İzmir Karşıyaka Belediyesi Celal Yetkin Resim Atölyesi'nde,Sn. Mehmet Boztaş hoca ile resim çalışmalarına başladı.
Halen resim çalışmalarını evindeki atölyesinde sürdürmektedir.

AHMET ŞAHİNER

1950 yılında Kayseri’de doğdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim bölümünü ve Anadolu Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi, İş idaresi bölümünden mezun oldu. Uzun süre karma ve yarışmalı sergilere katıldı. Yurt içinde ve yurt dışında Kişi ve Kuruluşların koleksiyonlarında resimleri bulunmaktadır. Çeşitli gazete ve dergilerde sanat ve politika yazıları yazdı. Yaşantısında resim, şiir ve edebiyat önemli yer tutmaktadır. Halen İzmir Buca’da yaşamaktadır. Sanat çalışmalarını "ŞAHİNER RESİM İŞLİĞİ" nde sürdürmektedir.

Bazı sergileri:
1991 - Çeşme Kaleiçi – Kişisel Sergi
1992 - Yunus Emre Yarışmalı Sergisi – ESBANK
1993 - Sanatçı Öğretmenler Sergisi – İzmir
1994 - Sanatçı Öğretmenler Sergisi – İzmir
1994 - Turgut PURA Sergi Salonu – Kişisel Sergi – İzmir
1995 - Buca Belediyesi Kültür Sanat Merkezi – Karma Sergi
1996 - İzmirli Sanatçılar Sergisi – İzmir
1997 - Cumhuriyet Sergisi – İzmir
1999 - DYO Yarışmalı Sergisi – İzmir
2001 - Öğretmen Sanatçılar Karma Sergisi – İzmir
2006 - Dr. Selahattin AKÇİÇEK Kültür Merkezi – İzmir
2006 - Çeşme Kaleiçi
2006 - Çiğli Kültür Merkezi
2007 - Balçova Termal Tesisleri Sergi Salonu - İzmir
2007 - Özdere Kültür Sanat Galerisi - İzmir

ALİ UMAY

1949’da Mersin de doğdu. Orta öğrenimini burada tamamladı. Çocuk yasta resim yapmaya başladı. 9 yaşında ilk ödülünü aldı. Bu andan itibaren başlayan resim serüvenini lisede ve daha sonraki yaşamında aralıklarla sürdürdü.1991 yılında Yapı Kredi Bankasından emekli olunca evindeki atölyesinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. İlk kişisel yağlı boya resim sergisini 6 Ekim 1993’te Adana AÇS’de açtı. İkinci kişisel yağlı boya resim sergisini Mersinde Maya Sanat Galerisinde açtı. Halen Mersin’de çalışmalarını sürdürmektedir.

AYŞE SAĞLAM YÜCE

1966-Ankada’da doğdu.
1998-Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi bölümünden mezun oldu.
1991-Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsünden Yüksek Lisans derecesini aldı.
1995- Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Sanatta Yeterlilik programını tamamladı.
1997-DAAD bursunu kazanarak Berlin Hochschule der Künste Akademie’de Prof.Helmut Otto danışmanlığında sanat çalışmalarını sürdürdü.
1991-Bu tarihten itibaren Ankara,İstanbul,İzmir,Mersin,Kayseri ve Kıbrıs’da birçok karma resim sergisi,sanat festivalleri ve bienallerine katıldı.
1998-Bu tarihten itibaren de Berlin ve Mersin’de kişisel sergiler açtı.
2007-Halen Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır

ABİDİN DİNO

Sanat dünyasına 16 yaşında karikatürle giren ve yaşamının sonuna dek yazmayı sürdüren sanatçı, Türkiye ve Fransa’da geçen 80 yıllık yaşamı boyunca yazdıkları ve çizdikleriyle kültür sanat dünyasında önemli izler bıraktı.

Henüz 20 yaşındayken 5 ressam arkadaşıyla birlikte "D Grubu"nu kuran Dino, 22 yaşında Sovyetler Birliği’ne giderek yönetmen Sergey Yutkeviç’in ekibiyle sinema çalışmaları yaptı. Paris’te, Pablo Picasso, Tristan Tzara, Andre Malraux ve Gertrude Stein gibi önemli sanatçılarla çalışma fırsatı bulan Dino, Türkiye’ye döndükten sonra ressam arkadaşlarıyla "Liman Grubu"nu kurdu ve Ses, Yeni Ses, Servet-i Fünun, Yeni Edebiyat gibi dergilere katkıda bulundu.

Siyasal baskılar altında çalışmayı sürdürürken Anadolu’nun çeşitli yerlerine sürgüne gönderilen Dino, bu yıllarda yazılarının yanı sıra heykeller yaptı, tiyatro oyunları ve senaryolar kaleme aldı. aşamının son 25 yılını Paris’te geçiren sanatçı, başta Paris olmak üzere Avrupa’nın birçok kentinde sergiler açtı, eserleri büyük ilgiyle karşılandı.

"Goal" adlı uzun metraj belgesel filmi, 1966 yılında British Academy tarafından Robert Flaherty Belgesel Ödülü’ne layık görüldü. Dino, 1979 yılında Fransız Plastik Sanatlar Birliği’nin Onursal Başkanlığına seçildi. Türkiye’de birçok kişisel ve karma sergi açan Dino, 1993 yılında Paris’te kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.

ADEM GENÇ

1944 Rize’de doğdu.
1962-65 Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü, Ankara
1969-71 Bournemouth College of Art and Technology, İngiltere
1971-74 Saint Martin’s School of Art, Londra
1979 Mansiyon, DYO Resim Yarışması
1980 Master, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir
1980 "Başarı Ödülü", Devlet Resim Yarışması
1981 Mansiyon, "Atatürk Resimleri Yarışması"
1983 "Devlet Resim Yarışması", Başarı Ödülü
1984 "Birincilik Ödülü", İnönü Vakfı Resim Yarışması"
1985 Mansiyon, İzmir Ticaret Odası Yarışması
1985 DYO Resim Yarışması "Başarı Ödülü"
1985 Sanatta Yeterlik, İDGSA, İstanbul
1986 TPAO Atatürk Reism Yarışması "Jüri Özel Yarışması"
1987 Doçentlik, İDGSA, İstanbul
1990 İzmir Büyükşehir Belediyesi Resim Yarışması "Birincilik Ödülü"
1992 Dokuz Eylül Üniversitesi Dekan Yardımcılığı, İzmir
1993 Profesörlük, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir
1995 DYO Resim Yarışması "Başarı Ödülü"
2000 Ankara Sanat Kurumu "Yılın Sanatçısı Ödülü"

ADNAN ÇOKER

1927 İstanbul’da doğdu.
1944-51 Güzel Sanatlar Akademisi Zeki Kocamemi Atölyesinde çalıştı. Resim bölümünü bitirdi.
1955 Devlet bursu ile Paris’e gitti.
1956-57 Andre Lhote Atölyesinde çalıştı.
1957-60 Henri Goetz Atölyesinde çalıştı.
1960 DGSA Resim Bölümünde asistan oldu
1961 İstanbul Sanat Festivali Resim ve Heykel Sergisi, Resim Birincilik Ödülü
1962 23.Devlet Resim ve Heykel Sergisi, Resim Birincilik Ödülü
1963 "Mavi Grup"u kurdu.
1964-65 Fransız bursu ile Paris’e gidip Hayter Atölyesinde gravür, Goetz Atöltyesinde resim çalıştı
1965 Salzburg "Yaz Akademisi"nde Emilio Vedova Atölyesinde resim çalıştı.
1966 IDGSA’da Yüksek Resim Bölümü öğretim üyeliği aldı.
1973 DYO Başarı Ödülü
1976 Mimar Sinan Üniversitesi’nde Profesörlük ünvanını aldı.
1976 Uluslararası İskenderiye Bienali, İkincilik Ödülü
1977 İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdürlüğü
1981 Türkiye İş Bankası Yarışması Resim Büyük Ödülü
1982 Ev Ofis Dergisi Büyük Onur Ödülü
1983 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanlığı
1990 III. Uluslararası Asya-Avrupa Sanat Biennali "Dostluk ve Barış Sanat Ödülü"
1994 Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülünü reddetti.
İstanbul'da yaşıyor.

ALİ AVNİ ÇELEBİ

1904 yılında İstanbul'da doğdu, 1993 yılında öldü. 1918 yılında Sanayi-i Nefise'de öğrenim gördü. 1922 yılında arkadaşları ile birlikta Münih'e gönderildi. Yurda döndüğünde resim öğretmenliği yaptı.Yakın arkadaşları ile birlikte Müstakiller Grubu'nu oluşturdu. 1944 yılında 6. DRHS'de birincilik ödülünü, 1966 yılında Tahran Bienali Birincilik Ödülü'nü kazandı. Müstakiller Grubu ile çağdaş Türk resmine aşılanan yeni anlayışın öncüleri arasında yer alır. Hacimsel tasarım ve kitle etkisi bu anlayışı belirleyen başlıca değerlerdir.

ATANUR DOĞAN

1987 Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Egitim Fakültesi, Resim Bölümü heykel dalindan mezun oldu.
Çalismalarini esi Asuman Dogan’la birlikte sürdüren sanatçi, günlük yasami konu alan figüratif çalismalar yapiyor. Portrelerinde karakter ve ifadeler dikkat çekerken, figürlerde ellerin detayli ve formlu anlatimini görüyoruz. Izmir Büyüksehir Belediyesi’ne yaptigi büst çalismalari çesitli park ve meydanlarda bulunmaktadir. Zübeyde Hanim maski, Karsiyaka’daki Anit Mezarina konulmustur.
Mayis 2004 yilinda 22 farkli ülkeden toplam 285 sanatcinin katilimiyla basariyla gerçeklesen Sanat Yoluyla Baris (Peace Through Art) Çesme Resim Festivalini organize etti.
Kanada Portre Ressamlari Derneginin (Portrait Society of Canada) seçtigi Dünyanin en iyi Suluboya Portre ressami olarak 2004 3. Uluslararasi Portre Festivaline davet edildi. Kuzey Amarika’nin en önemli sanat merkezlerinden Plastik Sanatlar Müzesi Ontorio Art Gallery nin 300 kisilik anfi tiyatrosun da canli modelden Suluboya Portre Demostrasyonunu basariyla gerçeklestirdi. Festivalde elestirmen, egitmenlik görevi yaparak Uluslararasi portre yarismasi jurisinde bulundu. 7-10 Aralik 2006 tarihlerinde gerçeklesecek 4. Uluslararasi Portre Festivaline tekrar davet edildi.
Yurt içinde; Istanbul, Ankara, Izmir, Denizli, Nazilli, Dikili, Çesme ve Kusadasi’nda,
Yurt disinda; Paris, Zürich, London, Vancouver, Toronto, Edmonton, Calgary, Taipei, Meitetsu Okazaki, Seattle, Los Angeles, Portland ve New-York’ta kisisel sergiler düzenleyerek, dünyanin önemli müzelerinde arastirma ve incelemelerde bulundu. Sanatçinin resim ve heykelleri yurt içinde ve disinda çesitli kolleksiyonlarda bulunmaktadir. Atölyesini Izmir Güzelbahçe’de hem de Vancouver’da kurarak, daha çok Kuzey Amerika’da olmak üzere çesitli ülkelerde sergilerini gerçeklestirmektedir.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

(1913, Görele - 21 Eylül1975, İstanbul), dünyaca ünlü Türkressam ve şairdir.
1927’de Trabzon Lisesi’nde ünlü ressam Zeki Kocaemmi’nin öğrencisi oldu. Onun yönlendirmesi ile 1929’da İstanbul Güzel SanatlarLisesi’ne girdi. İlk şiirlerini de lise yıllarında iken yazdı. 1933’ten sonra edebiyat dergilerinde şiirler yayınladı, 1941’den sonra şiir kitapları yazdı.
Resimlerinde geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullandığı gibi şiirlerinde de halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı.
1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen Bedri Rahmi, Paris’te İnsan Müzesi’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi ve eserlerinde bu görüşü yansıttı. 1950’de mozaik çalışmalarına başladı ve bu alanda uluslararası başarılar elde etti. 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²'lik bir mozaik pano gerçekleştirdi ve bu eseriyle serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazandı. Bundan bir yıl sonra Paris'teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel'de bulunan, 50 m²'lik bir mozaik pano hazırladı. 1960 ve 1961'de iki kez ABD'ye gitti. Orada birçok geziye katıldı, konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı. 1969'da Sao Paulo Bienali'nde onur madalyası kazandı.
1927’de başladığı resim öğretmenliğini ise ölümüne kadar sürdürmüş ve çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir.

CİHAT BURAK

(1915-3 Mart 1994), ressam. İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni ve Güzel Sanatlar Akademisini bitirdi. Memur ve mimar olarak çalıştı. Işık Özel Mimarlık Okulu'nda resim öğretmeni olarak görev yaptı. 1964'te Musée de l'Art Moderne'e gönderdiği tabloyla bronz madalya aldı. Yine 1964'te Ulluslararası Utrillo Yarışması'na katılan 700 yapıt arasında ilk ona giren yapıtı dolayısıyla ödül aldı. 1967'de Çağdaş Türk Ressamları Cemiyeti'nin düzenlediği resim yarışmasında birinci oldu. 1973'te Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nden Başarı Ödülü ve 1982'de Sedat Simavi Ödülü'nü aldı. Birçok kişisel sergi açtı.

FİKRET MUALLÂ SAYGI

1903 - 1967) 20. yüzyılın dünyaca ünlü Türk ressamıdır.
1903 yılında İstanbul'da doğan Fikret Mualla, Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde öğrenim görmüştür. Yatılı olarak Galatasaray Lisesi'ne verilmesinin sebebinin, kendisini derslerine çalışmaktan alıkoyan futbol tutkusu olduğu rivayet edilir. Bu sıralarda annesini kaybetmesi, sanatçının üzerinde derin izler bırakmıştır. Babasının ikinci evliliğini benimseyemeyince, İsviçre'ye mühendislik okuması için gönderilmiştir.
Ancak zamanla, resmin mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini fark etmiş ve resim eğitimi almak için Almanya'ya geçmiş, Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi almıştır.
1927'de Türkiye'ye döndüğünde, mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nde ve Ayvalık Ortaokulu'nda kısa bir dönem resim dersleri vermiş, sonra İstanbul'a dönmüştür. Paris'e gitmeden önce burada geçirdiği zaman içinde çalışmalarını sürdürmüş, 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için Abidin Dino'nun ricası üzerine 'İstanbul' konulu otuz kadar tablo yapmıştır.
1938 yılında babasını kaybeden Fikret Mualla, ondan kalan miras ile Paris'e giderek yerleşmiştir. Bu sıralarda Fransa'da Edvard Munch ve Wassily Kandinsky gibi ressamların temsilcisi olduğu ekspresyonizm akımı gündemde olduğundan, ressam da bu anlayıştan etkilenmiştir.
Ancak Fransa'nın II. Dünya Savaşı'na girmesi ve işgal edilmesi nedeniyle çok zor zamanlar baş göstermiş ve Fikret Mualla da herkes gibi zor zamanlar geçirmiştir. Hatta bu dönemde tablolarını çok düşük fiyatlara satmak zorunda kaldığı söylenir.
1954 yılında Paris'te ilk kişisel sergisini açan Fikret Mualla, başarılı çalışmalar yapmaya devam etmiş. İlerleyen zamanlarda çeşitli sağlık sorunları yaşadığında, sanatseverlerden çok yardım görmüş. Özellikle 1950'lerin sonunda tanıştığı koleksiyoner Madam Angles, 1962 yılında felç olan ressamın bakımını üstlenmiş ve tüm ihtiyaçlarını karşılamıştır. Fikret Mualla 20 Temmuz1967'de Fransa'da hayata veda etmiş ve Paris Kimsesizler Mezarlığı'na gömülmüştür. Bu durum 1974'te çözüm bulmuş ve kemikleri getirilerek Karacaahmet Mezarlığı'na gömülmüştür.
Sanat hayatı
Fikret Mualla'nın resimlerinde iç dünyasının etkilerini ve şiirsel bir anlatım yansıttığını görmek mümkündür. Popüler akımlara kendini çok fazla kaptırmak yerine daha kişisel çalışan ressam, kendi hislerini ve yaşamın gerçeklerini resme aktarmayı seçmiştir.
Şehirleri resmetmeyi seven ressam, İstanbul'da yaptığı gibi Paris'te de şehrin insanlarını, sokaklarını, kafelerini resimlerine taşımış. Renklerle oynamayı seven sanatçının, Henri Matisse'in renk kullanımından çok etkilendiği biliniyor.
Guvaş, suluboya ve pastel malzemelerini resimlerinde sıkça kullanan Fikret Mualla'nın Paris sanat ortamında tanınması biraz zaman almıştır. Picasso'nun Fikret Mualla'nın resimlerini övdüğü, hatta bir resmini satın aldığı ve kendi çalışmalarından birini de ona hediye ettiği bilinir.
Fikret Mualla'nın başlıca eserleri arasında 'Oturan Adamlar', 'Kafe', 'Marsilya'da Fransız İşçileri Bir Kahvede', 'Haliç ve Süleymaniye', 'Paris'te Bir Sokak', 'Baloncu' ve 'Balıkçı' sayılabilir.
Ressamın bunların dışında da pek çok çalışması bulunur. Örneğin 'Lüküs Hayat', 'Deli Dolu', 'Saz Caz' gibi operetler için kostümler çizmiş, Nazım Hikmet'in 'Varan 3' isimli şiir kitabını resimlemiş.Yeni Adam Dergisi için desenler hazırlamış, Ses Dergisi için çizimler yapmış.
Edebiyata yatkınlığı da bilinen ressamın yine Ses Dergisi'nde yayımlanmış 'Masal' ve 'Üsera Karargâhı' isimli iki öyküsü, 1932'de yazdığı 'Şiller (Schiller)1759-1805, Hayatı ve Eserleri' isimli bir de kitabı vardır.
Ölümünden sonra Paris'te açık artırmaya çıkarılan resimleri de Türk devleti tarafından satın alınmış ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde bir Fikret Mualla Salonu oluşturulmuştur.

FİKRET OTYAM

(19 Aralık1926 - Aksaray) Ressam, gazeteci, yazar.
Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümü'nden mezun oldu. Burada ünlü ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun öğrencisi oldu.
Gazeteciliğe 1950 yılında "Son Saat" gazetesinde basladi. Daha sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde çalıştı ve köşe yazarlığı yaptı. Özellikle Anadolu ve Güneydoğu Anadolu ile ilgili yazdığı röportajlarla tanındı. Bu röportajlarını çok sayıda kitapta topladı. Otyam halen, Aydınlık Dergisi'nde her hafta yazmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra resme ağırlık verdi.
Sanatçı Antalya'da yaşamını sürdürüyor. Akdeniz Gazetecilik Vakfı ve Altın Portakal Kültür Sanat Vakfı'nın kurucu üyelerindendir. Fikret Otyam, ünlü besteci ve orkestra şefi Nedim Vasıf Otyam'ın kardeşidir. Dokuma ve fotoğraf sanatlarıyla ilgili sanatçımız sanatçı Filiz Otyam ile evlidir.

FİRDEVSİ FEYZULLAH
1963 yılında Taşkent’de doğdu. 1983 yılında Taşkent Güzel Sanatlar Akademisine girdi. Çalışmaları komisyon tarafından seçilerek ilk Akademi Sergisine katıldı. Hayatın ayrıntılarını tuvaline yansıtan Firdevsi Feyzullah, sanatta ülke, sınır tanımayan sanatçılardan. Sanatçı, yurtiçi ve yurtdışında birçok karma sergiye katıldı ve kişisel sergiler açtı. Sürrealist resimleriyle görenleri büyüleyen ressam, halen atolyesinde resim dersleri vermektedir.

HİKMET ONAT

1882 yılında İstanbul'da doğdu, 1977 yılında öldü. Bahriye Mektebi'nde okurken bir taraftan da Sanayi-i Nefise'ye devam etti. Daha sonra Avrupa sınavını kazanarak Paris'e gitti. Döndükten sonra akademide emekli olana kadar çalıştı. Sergi düzenlemekten kaçan sanatçının ilk sergisi ölümünden birkaç ay önce açıldı. Bir açık hava ressamı olarak nitelendirilen sanatçının, özellikle deniz manzaralarına yakın duruşunda bahriye subayı olmasının da payı vardır. Resimlerinde tuş tekniğinin ağır bastığı görülür. İstanbul'un şiirsel görüntülerini, renk tonlarına dayanan plan ayrımlarıyla vermeye çalışır. Bu yönüyle çağdaş sanatımızda usta bir peyzaj ressamıdır.

İBRAHİM ÇALLI

İbrahim Çallı (1882-1960) - Türk ressam
İzlenimciTürk resim sanatının tanınmış temsilcilerinden biridir. Resimdeki ustalığı kadar iğneleyici sözleri, biçimleri ve kendine özgü yaşantısıyla da ünlüdür.
Çallı ilk ve orta öğrenimini, memleketi olan Çal'da ve Denizli'de tamamladıktan sonra İstanbul'a geldi. Resme tutkundu, ama okula giremedi. Adliyede kâtip oldu; buradan aldığı para ile kıt kanaat geçinmeğe çalışıyordu, bir yandan da resim yapmağa devam ediyordu. Derken bir gün o zamanın ünlü ressamlarından Şeker Ahmet Paşa'nın ilgisini çekti ve onun desteği ile İstanbul Güzel Sanatlar Okulu'na girdi (1906).
İstanbul Güzel Sanatlar Okulu'nda dört yıl okuyan Çallı, Maarif Nezareti'nin (Millî Eğitim Bakanlığı) açtığı sınavı kazanarak Fransa'ya gitti. Paris Güzel Sanatlar Okulu'nda Fernand Cormon'un atölyesinde dört yıl resim çalıştı.
Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla Türkiye'ye dönen Çallı, İstanbul Güzel Sanatlar Okulu'nda öğretmen oldu. Fransız izlenimciliğinin etkisinde kalmakla birlikte daha değişik bir yol izledi. Resimlerinde daha özgür bir davranışa yöneldi, doğanın yanısıra değişik tiplerde insan resimlerine de yer vererek klasik Türk resminin çerçevesinden dışarı taştı, ayrıca resimde renk parlaklığına ve saydamlığa büyük önem verdi. Bu anlayışla peyzajlar, natürmortlar, portreler, kompozisyonlar v.b. yapıtlara imza attı.
Eserlerinden bazıları: Cami Avlusu, Mevleviler, Dikiş Diken Kadın, Hatay, İstiklâl Savaşında Zeybekler, Türk Topçularının Mevzie Girişi, Nü, Balıkçı Kayığı, Çayır ve Keçiler, Manolyalar, Atatürk, İsmet İnönü ve Yahya Kemal Beyatlı portreleridir

NURİ İYEM

1915 yılında İstanbul'da doğdu. N. Ziya, İ. Çallı, H. Onat atölyelerinde çalıştı. Leopold Levy'den dersler aldı. 1940 yılında yüksek bölümü açılan akademiye yeniden girdi. Toplumcu-gerçekçi sanat anlayışını paylaşan arkadaşlarıyla Yeniler Grubu'nu kurdu. Soyut ve soyut sonrası olmak üzere iki dönem altında biçimlenen Nuri İyem'in sanatı, akademi merkezli sanat görüşlerine karşıt bir seçenek üzerinde kimliğini buldu. Somut içerik ve resimsel yapı, doğa anlamında sağlam konstrüksiyon, bu resmi niteleyen başlıca elemanlardır

OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, (doğum 1842 İstanbul - ölüm 24 Şubat 1910 İstanbul) Türk müzeciliğinin kurucusu kabul edilen arkeolog ve müzeci. Güzel Sanatlar Akademisi Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi'nin ve İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin kurucusu.
İlkokul öğrenimini Beşiktaş'taki bir okulda yapan Osman Hamdi, 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başladı. 1860 yılında hukuk öğrenimi için Paris'e gönderildi. Bu öğrenimi yanında, o devrin ünlü ressamlarının atölyelerinde çalışarak iyi bir resim eğitimi gördü. 1869 yılında ülkesine döndüğünde Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü görevini genç yaşında üstlendi. 1871'de İstanbul'a dönünce Saray Protokol Müdür Yardımcılığına getirildi.
Devletin üst kademelerinde çeşitli görevler yaptı. 11 Eylül 1881 tarihinde İmparatorluk Müzesi (Müze-i Hümayun) Müdürlüğüne atandı. Bu göreviyle kendi yaşamında olduğu gibi, Türk müzeciliğinde de yepyeni ve verimli bir dönem açılmış oldu. 1883'de Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisini (Güzel Sanatlar Okulu) kurarak bu okulun müdürlüğünü de üstlendi.
1884 yılında eski eserlerin yurt dışına çıkarılmalarını yasaklayan ve o gün için Türk müzeciliği ve eski eserlerin korunması bakımından büyük bir adım olan Asar-ı Atîka Nizamnamesi'ni çıkararak uygulamaya koydu.
Nemrut Dağı, Muğla'nın Yatağan ilçesinin Turgut beldesi yakınındaki Lagina Tapınağı ve Lübnan'daki Sayda (Sidon) antik kentinde kazılar yaptı. Sayda kazısında bulduğu ve arkeoloji dünyasının baş yapıtları kabul edilen, aralarında İskender Lahti'nin de bulunduğu lahitler ve diğer eserlerin sergilenmesi için, büyük bir ileri görüşlülükle ilk Türk müze binası olan bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin 1881 yılında temelin attı ve 1891'de hizmete açtı. 1891-1893 yılları arasında kazı çalışmaları yaparak sürekli kaldığı Turgut'ta ise bir konak yaptırarak 17 yıllık bir süre boyunca aralıklarla buraya uğramış, resimlerinde kullandığı pek çok belirgin ilham unsurunu bu yöreden toplamıştır. Turgut'taki Osman Hamdi Bey konağı günümüzde bir vefasızlık abidesi şeklinde bakımsız durumdadır.
Osman Hamdi Bey'in 1884'de Gebze'ye 5 km. mesafedeki Eskihisar köyünde yaptırdığı, resimhane, kayıkhane ve müştemilatı ile donatılmış köşk ise, 1982 yılında müze binası, müştemilatı ve arsası Kültür ve Turizm Bakanlığ ıEski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce kamulaştırılmak suretiyle, bugün Osman Hamdi Bey Müzesi olarak hizmet vermektedir.
Müzecilik çalışmaları ile birlikte resim çalışmalarını da sürdüren Osman Hamdi Bey doğu anlayışı ile yaptığı figürlü kompozisyonları ile Türk resim sanatının başarılı bir temsilcisi oldu. Resimleri yerli ve yabancı birçok müze ve koleksiyonlarda yer almaktadır.
Osman Hamdi Bey 24 Şubat 1910 tarihinde İstanbul Kuruçeşme'deki yalısında hayata gözlerini kapadı.
Cemal Reşit Rey'in annesinin amcası olan Osman Hamdi Bey, Osmanlı ve batı kültürleriyle eğitilerek yetişmiş bir teknik ve siyaset adamı olan Sadrazam İbrahim Edhem Paşa'nın en büyük oğludur
ÖMER ULUÇ
1931 yılında İstanbul'da doğdu. 1949-1953 yılları arasında Nuri İyem Atölyesi'nde ilk resim çalışmalarına yöneldi. 1950'li yıllarda ABD'de önce mühendislik sonra resim öğrenimi gördü. İçinde gizli figürsel oluşumlar saklayan resimleri, fırça tekniğine dayalı özgün bir dışavurum estetiği geliştirmeye yöneliktir.

SABRİ BERKEL

(1907-1993)
1907 Üsküp’te doğdu.
1927 Üsküp - Sırp Fransız okulunu (Ecole Franco-Serbe) bitirdi.
Hemen arkasından Belgrad Güzel Sanatlar Okulundan mezun oldu.
1929-35 Floransa güzel Sanatlar Akademisinde Felice Carena’nın atelyesinde
2 yıl fresk ve gravür eğitimi yaparak akademiyi bitirdi

SAMİ YETİK

1878 yılında İstanbul'da doğdu, 1945 yılında öldü. 1906 yılında birincilikle bitirdiği Sanayi-i Nefise'de öğrenim gördü. Daha sonra Fransa'ya gönderildi. Kuleli'de resim öğretmeni oldu. Gazetelerde sanat üzerine makaleler yazdı. Asker ressamlar yetişmesinde etkin görevler aldı. 1. Dünya Savaşı yıllarında Boğaz'da müstahkem mevkilerde görev yaparken yakından izleme olanağı bulduğu savaş sahnelerini resimlerinde işledi. Kurallara, klasik disipline bağlı bir sanatçı olarak görünmesine rağmen, sanatı serbest tuşların özgür akışı içinde biçimlenir.

ŞEKER AHMET PAŞA

1841 yılında Üsküdar’da doğan Şeker Ahmet Paşa’nın babası Ali Efendi’dir. Gerçek adı Ahmet Ali olan ressam, çocukken eniştesi Yahya Paşa tarafından himaye edilir. 1846 yılında 5 yaşındayken Üsküdar İlkokulu’na başlar. 14 yaşındayken sınavla girdiği Tıbbiye Mektebine kısa bir süre devam eden Şeker Ahmet Paşa doktorluğun kendisine göre olmadığını anlayıp okuldan ayrılır ve 1856 yılında Harbiye Mektebine geçer.

Şeker Ahmet Paşa resme olan ilgisi nedeniyle bu alanda kendini geliştirmek için çok çalışır. Bu çabaları 18 yaşındayken Harbiye Mektebinin resim öğretmenliği bölümüne atanmasını sağlar. Harbiye Mektebi'nden en üst dereceyle mezun olur. Sanata düşkün bir padişah olan Abdülaziz teğmen Şeker Ahmet Paşa’nın çalışmalarını gördükten sonra onu resim eğitimi alması için 1861-62 yıllarında Paris’teki Mekteb-i Osmani’ye gönderir. Mekteb-i Osmani Paris’e eğitim için gönderilen gençlerin dersleri izleyebilecekleri bir düzeye getirilmeleri ve disiplin altında tutulmaları için açılan bir okuldur. Öğretim kadrosunun çoğunluğu Fransızlardan oluşan bu okul 1860’da kurulmuş ve 1878’de Fransa-Prusya savaşı sonrasında kapanmıştır. Ahmet Ali, Mekteb-i Osmani’ye devam ederken Güzel Sanatlar Okulu’nda Leon Gerome ve Louis Boulanger’ın atölyelerine de katılır. Paris’te kaldığı yıllarda Neo-Klasizm, Romantizm akımları etkisini sürdürürken Courbet ve Millet gibi gerçekçi ressamlar da vardır. Barbizon okulu ressamları olan Daubigny, Diaz, Camille Corot, Theodore Rousseau ormanlara girip açık havada dolaşıyorlar, notlar alıp eskizler yapıyorlar ve doğayı yücelten romantik manzaralar resmediyorlardı. Şeker Ahmet paşa aldığı akademik eğitime rağmen kendini Barbizon Okulu ressamlarına daha yakın hisseder. 1869 yılında Paris resim salonlarında bazı yağlıboya çalışmalarını ve Abdülaziz’in karakalem bir portresini sergileyerek mezun olur. Paris’teki başarılı eğitiminden dolayı okul müdürü tarafından üç ay İtalya’ya gönderilir.

1871 yılında ise Paris’teki diğer Türk sanatçılarla birlikte İstanbul’a döner. Yüzbaşı rütbesiyle Tıbbiye Mektebine atanır, aynı zamanda saray yaveri olur. Bu görevleri dışındaki zamanlarında sanat çalışmalarını sürdürür. Genç ressamlarla dostluk kurar. Resim ile ilgili bilgilerini onlarla paylaşıp destek olur. Bu yıllarda Beyazıt Zeyrek Kaptan-ı İbrahim Paşa Mektebine resim öğretmeni olarak atanır. Gösterdiği başarılar sonucunda 1876’da binbaşı, 1877’de yarbay, 1880’de albay, 1885’te tuğgeneral, 1890’da korgeneral olur ve kendisine mabeyn ressamı unvanı verilir. 1896’da yabancı misafirleri ağırlama işleriyle ilgilenen Yabancı Konuklar Teşrifatçısı-Protokol Sorumlusu- görevini de üstlenir.

Abdülaziz’in sarayda oluşturmak istediği ilk Batılı resim koleksiyonu için Şeker Ahmet Paşa’nın Paris’te hocası olan Gerome’un 1865 tarihli ‘Mısır’da Kahve’ adlı resmi alınır. Sakin, uyumlu, saygılı, iyiliksever gibi özelliklerinden dolayı Şeker lakabı olan Ahmet Paşa Abdülaziz adına sanatçılarla yazışarak saraya Paris’ten pek çok tablo getirilmesini sağlamıştır. Gerome’dan başka Adolphe Yvon, Gustave Boulanger, Washington, Van Marc, Huguet, Harpignes, Daubigny, Schrayer ve daha birkaç batı ressamının resimleri satın alınır. İstanbul’a getirilen resimler sarayda Şeker Ahmet Paşa’nın uygun bulduğu yerlere asılır.

Sanatçı, 1873 yılında kendi eserlerini Sultan Ahmet Sanayi Mektebinde sergiler. Daha önce 1845 yılında Çırağan’da Batılı bir ressamın eserleri sergilenmiş ve 1849 yılında Harp Okulu ve Harbiye mektebi öğrencilerinin okul sergileri olmuştur ama Şeker Ahmet Paşa’nınki ilk resim sergisi olarak kabul edilir. Bakanlar, devlet memurları, elçilik mensupları, yerli ve yabancı basın resimleri izlemeye gelir. 1874 yılında Çemberlitaş Darülfünun Binasında, 1900 yılında da Pera Palas’ta sergiler açan sanatçının bazı kaynaklarda ayrıntılı bilgi verilmeden, Hüseyin Zekai Paşa ve Fausto Zonaro gibi ressamlarla Yıldız’daki imparatorluk çini fabrikasında çalıştığı da belirtilir. 1907 yılında 5 Mayıs Cumartesi günü kalp krizinden ölen sanatçı Eyüp Sultan’daki Sokullu Mehmet Paşa Türbesi civarına gömülmüştür.

Şeker Ahmet Paşa manzara ve natürmort resimleriyle tanınan ilk önemli Osmanlı sanatçılarındandır. Paris’te kaldığı süre içinde aldığı klasik eğitimin yanı sıra sanat olaylarını da takip eder. Türkiye’ye döndükten sonra Barbizon Okulu, Corot ve Courbet etkisinde resimler yapar. Köylü ve eşeğinin doğa içinde çok küçük olarak tasvir edildiği Ormanda Oduncu resminde ormanın gizi ve ağaçlar romantik bir ışıkla verilmiştir. Mistik bir atmosferin hakim olduğu ve doğanın yüceltildiği titiz bir çalışma örneği olan kompozisyonda zaman durmuş gibidir. Orman ve Geyik, ‘Kır Peyzajı’, Ormanda Koyun Sürüsü ve ‘Ceylan’ gibi resimlerinde hep dikkatli doğa gözlemleri fark edilir. Ancak nesneler fotoğraf gibi birebir ve ayrıntılı olarak aktarılmamıştır. Resimlerde içtenlik, romantik bir anlayış, masalsı ve düşsel bir görünüm belirgindir. 1898 tarihli Talim Yapan Erler ve 1899 tarihli Hisar ve Evler adlı çalışmalarında da yalın ve naif bir tutum göze çarpar. Vadiden ve bulutların arasından gelen ışığın aydınlattığı resimde erler son derece küçük figürler olarak görülür. Şeker Ahmet Paşa’nın manzaralarında güçlü bir teknikle kendine özgü fırça darbeleri ve ışık kullanımı, saf duyarlılık, kişisel bir görüş ve yumuşaklık fark edilir. Önemli resimlerinden biri olan Otoportre’sinde kendini geleneksel bir şekilde, elinde palet ve fırçasıyla resim yaparken göstermiştir. Bu çalışması Batı resminin kurallarına göre yapılmış olsa da tasvir edilen kişi Osmanlıdır.
1873 yılından itibaren Mercan’daki konağındaki atölyesinde resim çalışmalarını sürdüren Şeker Ahmet Paşa manzaralar yanı sıra natürmortlar da yapar. Ayvalı Natürmort adlı resminde ortada yükselen kalın gövdeli ağacın önünde düzenlenmiş olarak yer alan ayva ve nar gibi meyveler görülür. Bu resimde hem doğa hem de natürmort bir aradadır. Ağacın üzerine ayvalar tutturulmuş gibidir. Arka planda orman görüntüsü vardır. Özellikle meyveler, ağacın dallarındaki yapraklar, geri planda zemin ve otlar ışıklıdır. Işık tek kaynaktan değildir, dağınıktır. Meyvelerin renkleri doğayla uyumludur. Dikey ve yataylığın denge sağladığı bu çalışmada ressam doğa ve onun içindeki elemanları kendine göre estetik bir düzenle kurgulamış. Masa üzerinde çeşitli meyvelerin yer aldığı bir natürmortunda da dikkatli ve titiz çalışıldığı fark edilir. Beyaz bir zemin üzerinde sepet içinde üzüm salkımları, sepet etrafına narlar, kesilmiş bir karpuz, ayvalar ve karpuz dilimi yerleştirilmiştir. Meyveler ve yapraklar ışıklı, açık ve koyu ton değerleriyle iri fırça darbeleriyle tasvir edilmiş. Arka plan koyu tutularak meyvelerin daha aydınlık bir şekilde ön plana çıkması sağlanmış. Arka planın koyuluğu ve zeminin beyazlığıyla karşıt renklerin kullanımı kontrast oluşturuyor. Çok gerçekçi olması için uğraşılmamış. Bu resme benzeyen bir başka sepetli natürmortunda meyve grubuyla karşılaşırız. Yine koyu bir arka fon, açık renk bir zemin göze çarpar. Masanın üzerindeki sepet içinde renkli üzüm salkımları, sepetin etrafında narlar, kesilmemiş bir kavun ve asma yaprakları yer alır. Kalabalık bir görüntü oluşsa da her biri ayrı ayrı algılanabiliyor. Düzenleme gözü yormuyor. Kompozisyonda oranların doğruluğu önemsenmemiş ama konturlar belirgin. Doğaya çok bağlı olmadan, özgürce fırça vuruşlarıyla, boya, ışık ve derinliği belirginleştiren gölge oyunlarıyla canlılık elde edilmiş.

Kavun adlı çalışmasında kompozisyonu kaplayan basık bir kavun ve ondan kesilmiş bir dilim görülür. Diğer natürmortlarındaki gibi açık renk yatay bir yüzey arka plandaki koyuluğa dik olarak uzanır. Meyvenin sert kabuk dokusundan yumuşak iç kısmına doğal bir geçiş gözleniyor. Doku ve formdaki duyarlılık naif yönü belirginleştiriyor. Küçük bir çalışma olan Karpuzlu Natürmort'unda bu kez koyu kahverengi bir masa ve daha açık tonda kahverengi arka plan vardır. Masa üzerinde ön planda kesilmiş kalın bir karpuz dilimi, yanında sarı yuvarlak bir kavun, kavunun etrafında yapraklarıyla birlikte armutlar, arkada pek de seçilemeyen basık bir sepet içinde üzüm salkımları ve armutlar yer alır. Ön planda masanın köşesinde yön belirleyen metal bir bıçak dikkat çeker. Doğanın ürünleri yanında metal bıçak soğukluk hissi uyandırır. Bir önceki resimde kalabalık nesneler yerine tek bir nesnenin tasviri vardı. Burada ise yine birkaç çeşit meyve görülüyor. Armutlar ve üzümler çok sayıdayken kavun ve karpuz dilimi büyük olarak kompozisyonun ortasında resmedilmiş. Bu resim Türk resminde güzel yerleştirme ve uyumlu renkler yönünden önemli sayılan, başarılı çalışmalardan biridir.

Şeker Ahmet Paşa’nın meyveli kompozisyonları yanı sıra çiçekli natürmortları da vardır. Çiçekler adlı resminde krem rengi bir zemin üzerindeki kahverengi bir kase içindeki leylaklar, kasımpatıları ve laleler koyu bir fonla çerçevelenir. Koyu arka plan dikkati çiçekler üzerine çekiyor. Kasenin yanındaki gül derinlik duygusu yaratıyor. Sanatçı çiçek tasvirlerinde yoğun boya kullanımıyla hacim ve doku elde ediyor. Çiçeklerin renkleri, ayrıntılı çizimleri, dokuları ve ışıklı yüzeyleri resme canlılık ve hareket kazandırıyor.

Şeker Ahmet Paşa doğa nesnelerini atölyesindeki masalara yerleştirerek kendine göre düzenlemelerle tuale yansıtıyordu. Paris’te klasik anlayışa göre figür, desen, anatomi ağırlıklı bir eğitim almış olsa da manzara ve natürmortu tercih eden ressam doğayı olduğu gibi aktarmak ve ayrıntıları önemsemek yerine kendine göre yorumlamıştır. Fotoğraf gibi objektifliği vermeyi seçmeyen sanatçı özgür ve rahat fırça vuruşlarıyla bazen koyu gölgeler, bazen parlak ve berrak renkler kullanarak doğayı ve doğa nesnelerini romantik bir ışıkla resmetmiştir. Natürmortlarda sağdan, soldan veya karşıdan gelen sakin, yumuşak bir ışık meyveleri ve diğer nesneleri kavrar. Nesnelerde dağınıklık ve çokluk görülse de dengeli ve simetrik bir düzenleme vardır. İyi bir teknikle yapılmış ve sabırlı çalışmanın ürünü olan kapalı formdaki natürmortlar içten ve şiirseldirler. Sanatçı ince bir renk işçiliğiyle oluşturulan nesnelerin birbirlerine olan oranlarına dikkat etmez. Bozulan oranlar, basık ve dar formlar naif yönü güçlendirir. Şeker Ahmet Paşa çalışmalarında uyumlu ve canlı renkler kullanıp düzen duygusunu önemseyerek ve çizgide de ustalık göstererek özgür bir stil oluşturmuştur. Batı tekniğindeki kompozisyonlarına Doğuya bakışındaki kişisel ve özgün değerlerini de katmıştır. Canlı ve yaşayan, ifadeci resimleri Paris’teki eğitimin sağladığı dikkatli, temiz çalışma, sağlam desen oluşturma, ışığı iyi kullanma, düzenlemede özenli olma gibi özellikler sonucudur.

Kaynaklar
Gelişim Hachette, 8, Interpres Basın ve Yayıncılık, İstanbul, 1993, s:2914
Giray, Kıymet, Sabancı Koleksiyonu, Akbank Yayını, İstanbul, 1995, s:234
Gören, A.,Kamil, Şeker Ahmet Paşa ve Sanatta Betimlemeye İlişkin Bir Değerlendirme, Antik Dekor,39, İstanbul, 1997, s:85
Gören, A.,Kamil, Jeon-Leon Gerome, Antik Dekor,34, Nisan, 1996, s: 104
Gören, A.,Kamil, Türk Resim Sanatında Şişli Atölyesi ve Viyana Sergisi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Derneği, İstanbul, 1997, s:34
Gören, A.,Kamil, 50. Yılında Akbank Resim Koleksiyonu, Akbank, İstanbul,1998 s:34
İslimyeli, Nüzhet, Asker Ressamlar ve Ekoller, Doğuş Matbaası, Ankara, 1965s:38,
Öner, Sema, Tanzimat Sonrası Osmanlı Saray Çevresinde Resim Sanatı, Milli Saraylar, 1992 s:74,
Renda, Günsel, Erol, Turan, Başlangıcından Bugüne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi,1, Tiglat Basımevi, İstanbul,1980,s: 41

TURGUT  ZAİM

1906'da İstanbul'da doğdu, 1974'te Ankara'da öldü.
Özellikle Anadolu temalarında başarılı olmuştur.
Yapıtları Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde, M.S.Ü. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde sergilenmektedir.

« Geri