kimdir? » Mehmet Okonşar
-Müziğe yöneliminiz nasıl oldu?
“Aslında, ailem de müzisyen yoktu, yalnız 1910 yılı yapımı çok eski bir piyanomuz vardı, annem’e alınmış piyano öğrenmesi için, ve ben 10-11 yaşlarında ani bir merak ile çalmaya başladım, nota okumayı kendi kendime öğrendim, notalar satın aldım, deşifre etmeye başladım, anne ve babam beni Nimet Karatekin’e götürdüler, Nimet hoca tamam dedi, ama çok zor şeylere kalkışmışsın, baştan başlayacağız dedi. Önce özel derslerle devam ettim, daha sonra da sınavla 1975 yılında konservatuar’a girdim, piyano hocam Nimet Karatekin oldu. Komposizyonda ise hocam Necil Kazım Akses’ti. Böylece kendimi birden müziğin içinde buldum”
-Konservatuvar yıllarınız kısa sürdü
“Evet, çünkü babamın Belçika’ya tayini çıkmıştı, 1-2 yıllık bir konservatuvar öğreniminden sonra Brüksel’de Franz Lizst’in seceresinden gelen muhteşem bir öğretmen ile çalışma fırsatım doğdu, Vanden Eynden, onun öğretmeni Eduardo del Pueyo, onun öğretmeni de Marie Schell di, Marie Shell’de List’in öğrencisi idi. Fakat babam ülkede ki çalkantılı durumdan etkilenerek geri çağırıldı, bizim de orada kalacak durumumuz yoktu maalesef ve apar topar Türkiye’ye geri döndük, beni Gülay Uğurata’ya verdiler, komposizyonda da Nevit Kodallı öğretmenim olmuştu, fakat Sayın Selman Ada ile çok iyi anlaştık, yarım kalan Avrupa ideallerinin üstüne kurulan çok güzel bir dostluk ve çalışma dönemi geçirdim, babam bu arada açtığı davayı kazanarak görevine iade edildi ve 1980 yılında tekrar Belçika’ya döndük ve Kraliyet akademisindeki öğrenimime devam ettim, 1986 da piyano bölümünden mezun olduktan sonra komposizyon bölümünde eğitime başladım, Avrupa’da komposizyon ve orkestra şefliği bölümlerine öğrenci olabilmek, müzikte ciddi bir altyapı oluştukdan sonra mümkün olabiliyor, öğretmenim komposizyonda Jacqueline Fontyn oldu, önce piyano sonra da komposizyon bölümünden mezun oldum.”
-Eski bir röportajınızda okumuştum, beste yapmaya 12 yaşında başlamışsınız, bestecilik yönünüzü konuşabilir miyiz?
“Nota okumayı öğrendiğim andan itibaren, otomatik olarak beste de yapmaya başladım, doğal olarak gelişen bir şeydi ama merakım hiç bitmeden devam etti, piyanoya odaklandığımda, konser ve yarışmalara hazırlandığım dönemde biraz geri planda kaldı ama şu dönemde yeniden bestecilik yönüm ağırlık kazandı, oda müziği ve senfonik eserler yazıyorum ve çalınmaya da başladı”

-Sayın Okonşar kariyerinizde bir çok ödüle rastlıyoruz, sizin için en önem taşıyan hangisidir?
“ En önemlisi Gina Bachauer di kuşkusuz, çok önemli bir yarışmadır, federasyona bağlı olan yarışmalardan en önemlisidir, Dünya çapında seçmeler ve elemelerden geçerek bu yarışmaya katılabilirsiniz, bir de ilk yarışmam olan Anvers Uluslararası Genç Virtüözler yarışmasının bana seviye attalttığı için özel bir yeri vardır,”
-Klasik bir soru ama çok önemli bence, müzik hayatınızı etkileyen piyanistler ve bestecileri öğrenebilirmiyiz?
“Beni en çok etkileyen piyanistlerin başında Alexis Weissenberg’i söylemem gerek, kendisiyle birebir çalışma imkanım oldu ve ilk defa bu kadar büyük bir müzisyenle karşı karşıya gelmiş oldum, aslında beni etkileyen tüm müzisyenlerin ortak özelliklerinden ilki, müzik yaparken kesinlikle taviz vermemeleri. Onlara göre tavizin küçüğüde büyüğüde olmaz, o zaman her şey başka bir şeye dönüşebilir, kesinlikle taviz vermiyorlardı, bu benim öğretmenim, Vanden Eynden’ de vardı, onun öğretmeni Eduardo del Pueyo zaten böyle bir ekolden geliyordu, 70 yıl boyunca Beethoven sonatlar üstünde çalışmıştı. Weissenberg’de de aynı anlayış vardı, onun dışında tanıyamadığım ama çok beğendiğim, Glenn Gould, daha yeni jenerasyonda Radu Lupu olabilir, Cristian Zimmerman, bu müzisyenlerin stilleri farklı bile olsa ortak bir yönleri vardı, eser neyi gerektiriyorsa o yapılır, bestecinin görüşleri ve düşünceleri temel alınır, yorum yapmak sadece ve sadece bestecinin düşüncesini en iyi ve doğru bir şekilde yansıtmaktır. Böyle bir anlayışları vardı. Horowitz’in Scarletti kayıtları son derece özüne yakın kayıtlar olarak beni etkilemiştir,Maurizio Pollini, Michelangeli’yi de sayabilirim, bestecilere gelirsek, öncelikle benim besteci kişiliğimi çok etkileyen Pierre Boulez’i söyleyebilirim, manevi hocam olarak kabul ediyorum, hemen hemen tüm yazdıklarını okudum, çok genç yaşta eserleriyle tanışmış olmanın getirdiği bir ayrıcalık belki de, çağdaş besteci olarak ilk onu söyleyebilirim, geriye doğru gittiğimizde ise Schönberg ve Webern’i söylemem gerekir,Klasikler içinde ise hiçbirisini ayıramam, bu gün büyük klasikler dediğimiz tüm besteciler doğru ve yerinde eserler vermiştir, bunu seviyorum, bunu sevmiyorum diyemem.”

-İlk CD çalışmanız Salt Lake City nasıl gerçekleşti?
“Gina Bachauer yarışmasında ki performanslar çok ciddi ve profosyonel bir anlayışla kayda alınmıştı, bir CD yapmak istediğimi söyleyince bana yolladılar, Tempo müzik vardı o zamanlar ve bir derleme yaparak yayınladık”
-En son kayıt olarak 2005’te Astor Piazzolla’nın Tangolarını düzenleyip yorumlamışsınız.
“Evet Piazzolla çok sevdiğim bir besteci, ayrıca klasik eğitim almış, Gershwin’de aynı şekilde, yorumlarken de klasik bir eser gibi çaldım Piazzolla’nın Tangolarını, bestecinin iyi olup olmamasını benim için, öncelikle kaliteli bir eser yazması ve samimi olması belirler, bir şey anlatmak istiyorum, California’da Schönberg’le Gershwin çok yakın arkadaşlarmış ve sık sık tenis oynarlarmış, ve Gershwin’in ölümünde Schönberg’in söylediği müthiş bir söz var.” Gershwin çok büyük bir besteci, çünkü müzik onun anadiliydi” besteciler için bence en önemli kriter, anadilinde ifade edebildiği gibi, müzikte de ifade edebilmek. Derme çatma öğrendiğiniz, rahat olmadığınız, düşüne düşüne konuştuğunuz bir dilde bir öyküyü anlatmak var, bir de anadiliniz gibi akıcı ve doğru bir şekilde konuştuğunuz ve ifade edebildiğiniz bir dilde anlatmak. Müziği anadilimiz gibi öğrenmek ve kullanmak. Çok doğru bir tanımlama.”
-Antalya’da Masterclass yaptınız, devam edecek misiniz?
“Bir süre yaptım evet, son iki yıl üniversitenin himayesinde gerçekleşti, geleneksel bir hale getirmek istiyorum, öncülüğünü yaptım diyebilirim, ben başladığımda bir kaç masterclass vardı şimdi ise umut verici şekilde çoğaldı. Her yıl okulların dönem arasında maksimum 8-10 öğrenciyi alıp devam etmek istiyorum. Farklı bir ortamda sabahtan akşama kadar dersleri izleyip, belli bir ekol içinde bir arada çalışmaları güzel ve çok faydalı bence.

-Konservatuvar eğitimi nasıl günümüzde, bir karşılaştırma yapabilir misiniz?
“ Bu aslında başlı başına çok uzun tartışılması gereken bir konu, ama kısaca şöyle söyleyebilirim 1980-92 arasında Türkiye’ye hiç gelmedim, koptum da diyebilirim aslında, en önce, Konservatuvarlar üniversitelere bağlı değildi, YÖK yoktu, çok güzel bir binada, çok kaliteli çalgılarla eğitim yapılıyordu, kütüphanemiz çok kapsamlıydı, bu gün ise maalesef bunların hiçbirisini göremiyoruz, nedenlerini ve çözüm önerilerini tartışmak gerekiyor aslında, Batı müziğini yaşantımıza entegre edebildik mi? Edemedik mi? Kanımca edemedik ve hiç bir zamanda edemiyeceğiz, bizim için yabancı bir müzik olarak kalmaya devam edecek, ama bu demek değil ki! biz bunu yapamayız, tabii ki yapanlar ve yapacak olanlar var, Japonlar,Çinliler ve Koreliler bunu yapabiliyor. Batı müziğinin bize gelişi bir misyonerlik anlayışı ile olmuştu aslında, Batı’nın gelişmiş olan müziğini alıp, teksesli müziğimize uygulayıp bir senteze ulaşmaktı ilk amaç, insanlar çok sesli müzik dinlesinler anlayışı idi.Bu amaçla çok da doğru adımlar atıldı, orkestralar kuruldu, konser salonları yapıldı, ve bizde tüm bunlar olurken Çin’de çoksesli müzik, ya da batı müziği yasaktı, ülkemizde ise çok ciddi bir teşvik vardı, o dönemin sanatçıları yurtdışına gönderiliyordu, kaynaklar alınıyordu, ve konservatuar’da tüm odalara Steinway piyanolar alınıyordu, ve 2009 yılında baktığımızda, bir karşılaştırma yapma zorunluluğu doğuyor, Çinliler nereye geldi, biz nereye geldik, onlarda yasakken, bizde tam bir destek ve teşvik varken.Bence bizdeki sorun, iki türü karıştırmak istedik, bizim müziğimiz teksesli ve az gelişmiş dedik, sentez yapmaya çalıştık, Çin’de ise şöyle gerçekleşti, bizim zaten bir müziğimiz var, çalmak isteyen onu çalar, bu müzik bize yabancı bir müziktir, yabancı bir dildir, ve bizde onların kuralları ile bu eğitimi gerçekleştiririz, diye yola koyulup, Batı müziğinin onlara, bizden uzak olmasına rağmen klasik müzikte hakikaten ciddi bir yer edindiler.”
-Belki de inanç ve toplumsal farklılıklardan doğuyor bu fark, bizde bu süreç daha yavaş ama bardağın dolu tarafına baktığımızda ise ümit verici bir tablo da çıkıyor, 86 yılda yapılanlar, yetişen sanatçılarımız, hiç de azımsanmayacak bir boyutta. İnsanımız yetenekli ve çalışkan aslında, ve geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor şimdi gördüklerimiz.
“Küreselleşme,bu günkü iletişim ve teknolojiler bu süreci hızlandırabilir, doğru katkılar sağlayabilir, ama önemli bir eksiğimizden söz etmek istiyorum, örgütlenme eksiği, yurt dışında bestecilerin, çok güçlü ve etkili örgütleri var, bizde de bu 86 yıl içinde olmalıydı, ama maalesef gerçekleşemedi, bu birlikteki insanlar birbirlerini sevmek, ya da aynı görüşleri paylaşmak zorunda olmamalı. Ama bu örgütlenmeyi ve aynı amaç etrafında toplanmayı kaynak bulmayı, eserlerimizi bastırmayı, dağıtmayı , festivaller düzenlemeyi, eğitim politikalarına destek olmayı maalesef sağlıyamadık, Moskova’da devlet basım evi ve yayın evi var, yazılan tüm eserler basılıyor, çalınıyor, insanlar karar veriyor, değerini izleyici belirliyor. Bizde ise bir ara ,bir vakfımız önayak olmaya çalışmış, bestecilerimizin eserlerini basalım ve yayınlayalım diye,ama görüş aldıkları bestecimiz, “tamam çok güzel bir düşünce, benim eserlerim ve şu şu bestecilerin eserlerini basalım demiş.” İşte yanlışımız burda, tabii ki bireysel seçimlerimiz olabilir ama bu konumda besteci ayırt edilmemesi gerekir, tüm bestecilerimize sahip çıkılır, eserleri basılır yayınlanır, çalınır ve kalıcı olup olmamasına dinleyici karar verir, Türk bestecilerin eserlerini bana soranlara maalesef bulamam diyorum ne acı ki, belki de Amerika’da bir üniversitede bulabilirsiniz diyorum, yayın olayı çok önemli, İlhan Mimaroğlu’nun eserlerini bulamazsınız, Bülent Arel’in eserlerini bulamazsınız, halbuki, elektronik müzikte dünyada ismi söylenen 3 besteciden birisidir”
.jpg)
-Sayın Okonşar, umarız Türk besteciler birliği kurulur ,tüm eserleri basılır, yayınlanır ve çalınır. Şuna da çok sevinerek şahit oluyoruz bu söyleşilerde, sanatçılar kendi alanlarında ki sorunların farkındalar ve çözüm önerilerini de biliyorlar aslında, geriye bu amaç için çalışacak, organize edecek, kontrolü sağlayacak bir oluşum gerekiyor. Olması gerekeni söylüyorsunuz, nasıl olması gerektiğini biliyorsunuz, ve eminiz ki sizden böyle bir destek isteyen kurum ve kuruluşlara da seve seve destek vereceğinizi biliyoruz.
-Sayın Okonşar’ın stüdyosunda suzuki sertifikasını görünce, soruyoruz, devam ediyor musunuz? Diye.
“Evet, çok da yetenekli öğrencilerim var, ben ilk iki kitabı tamamlamıştım, devamı zaten normal piyano eğitimine benzediği için almadım, Brüksel’de uzun süre ders verdim.”
-Konser piyanist’i olarak, tamam işte bu! dediğiniz anlar nasıl gerçekleşiyor?
“Harika bir piyano ve harika bir akustik ortamda, bazen her şey istediğiniz şekilde biçimleniyor, kendi enstrümanınızla çalmadığınız için çok nadiren gerçekleşen bir olay olduğunu söylemeliyim, tabii ki akustik ortam da çok belirleyici, Öyle anlar olur ki enstrüman istediğiniz her şeyi anlayıp, mükemmel bir akustik ortamda size yansıtır, ama böyle bir duyguyu Türkiye’de hiç yaşamadım diyebilirim. Piyano akordu da tam anlaşılamadı maalesef ülkemizde, tam tempere sistem hissedilemedi, doğru akustiğe sahip salon çok az, dolayısıyla bir çok faktörün bir araya gelmesi gerekiyor, işte bu! diyebilmek için.”
-Şeflik yapmayı istiyor musunuz? Yakın gelecekte ki konserleriniz nerelerde?
“Doğal olarak gelen bir sonuç aslında şeflik, istiyorum aslında, bir Modern Müzik Ansamble kurmak istiyorum, daha önce konuştuğumuz besteciler birliğini de içine alan, ama ciddi bir kurumsal yapı gerektiriyor. Londra ve Moskova’da konser projeleri var.”
-Teşekkür ediyoruz Sayın Okonşar, bu güzel paylaşım için. Umarız yakın gelecekte ortak projelerle ülkemiz sanat hayatına katkı sağlayabiliriz...
Özer Öcbe - Yasemin Lümalı 2009 Artilya
MEHMET OKONŞAR
1981 Belçika Kraliyet Akademisinden “ Premier Prix” diploma,
1981 J.Cl. Vanden Eynden’in kurduğu “Avrupa Yüksek Müzik Eğitim Merkezi”’ne 100 lerce piyanist arasından seçilen dört Piyanist arasında,
1982 Anvers Uluslararası Genç Virtüözler yarışmasında birincilik,
1986 Yüksek Piyano Diploması, komposizyon ve orkestrasyon’da ihtisas,
1989 Komposizyon ve Orkestrasyon’dan diploma
1989 Paris J.S. Bach yarışmasında ikincilik
1990 Roma Chopin Derneğinin düzenlediği “ Uluslararası Etruria Ödülü” yarışmasında birincilik ve altın plaket,
1991 A.B.D’nin Utah eyaletinde 1100 piyanist’in katıldığı “Gina Bachauer” yarışmasında altıncılık
Belçika’nın Enghien Şehrinde, Uluslararası Çağdaş Sanatlar Akademisinin düzenlediği, “Büyük Enghien Ödülü” yarışmasında, Komposizyon dalında birincilik ve altın plaket,
İngiltere’de Cambridge Müzik Yayıncıları Birliği tarafından yapılan değerlendirmede 20.yüzyılın en iyi 2000 müzisyeni arasında yer aldı,
Gramophone dergisinin ünlü İngiliz eleştirmeni ve piyanist Bryce Morrison’un “ 21. yüzyılın en iyi piyanistleri arasına girecek” diye belirttiği Mehmet Okonşar;
Dünya’nın ünlü orkestraları ve şefleri ile, Paris, New York, San Francisco, Tokyo, Brüksel, Anvers, Amsterdam, Rotterdam, Roma, Atina, Calgary, Ljublijana ( Festival) gibi şehirlerde ve Gaveau Salonu, Concertgebouw gibi ünlü konser salonarında resitaller vermiştir.
Avrupa, Amerika ve Japon Basınlarında piyanodan elde ettiği renkler, özgün yorumları, eklektik repertuvarı ve sahne karizması ile dikkat çekerek, hakkında birçok makale yazılmıştır.
A.B.D., Kanada, Belçika ve Türkiye’de çok sayıda radyo ve televizyon programı gerçekleştirmiştir. Bunların yanısıra da TRT 2 televizyonu için “ Müzik ve Teknoloji” adında bir dizi belgesel ve eğitim programı hazırlamıştır.
1999 yılında, Junior Chamber International Türkiye tarafından Kültür- Sanat dalında “ TEN OUTSTANDING YOUNG PERSONS OF THE YEAR” Türkiye birincisi seçilmiş ve Alexis Weissenberg’in seçtiği sekiz stajyerden birisi olarak, İsviçre’de bu büyük usta ile çalışma onurunu yaşamıştır.
2000 yılında, eşi Lale Okonşar ile kurdukları LMO- Records CD firması için, BACH 2000 serisi adında bir dizi CD hazırlamıştır ( Okonşar’ın tüm kayıtları, özgür müzik-özgür insan-özgür toplum-özgür yazılım sloganıyla ınternette bireysel paylaşıma açıktır.)
Mehmet Okonşar halen İzmir Devlet Senfoni Orkestrasının Solist sanatçısıdır...
Artilya 2009
En Çok Okunan İçerikler
- kimdir? » Prof.Dr.Talat Sait Halman (6209)
- neden? » NEDEN ARTİLYA? (5871)
- kimlerdir? » Ankara Devlet Opera ve Balesi Birim Dans Topluluğu (5857)
- nedir? » Suzuki Metodu (5437)
- kimlerdir? » T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu (3411)
- bu ay nerede ne var? » Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu'nun yeni oyunu 7*24=bir ömür (3311)
- kimdir? » Tunç Tanışık (3175)
- kimlerdir? » Modern Dans Topluluğu (3056)
- yeniler » Anadolu Dans Tiyatrosu (2922)
- kimdir? » Sunay Raşid Muratov (2813)
En Çok Yorum Alan İçerikler
- neden? » NEDEN ARTİLYA? (5)
- kimdir? » Prof.Dr.Talat Sait Halman (4)
- tartışalım » Ekonomik kriz ve sanat (4)
- yeniler » Heykelli Park (4)
- yeniler » Anadolu Dans Tiyatrosu (4)
- kimdir? » Davran Erdayı (3)
- yeniler » Uludağ Üniversitesi Oyuncuları (3)
- kimdir? » Tunç Tanışık (3)
- kimlerdir? » Ankara Devlet Opera ve Balesi Birim Dans Topluluğu (2)
- kimdir? » Sunay Raşid Muratov (2)